Liderlere Tapınma Ruhu

0 80

Liderlere Tapınma Ruhu

Liderlere Tapınma Ruhu

İnsanlığın var oluşundan günümüze, insanlar kendilerine liderlik edecek kişiler aramışlar ve gelecekte de arayacaklardır. Bu durum insanların bir arada yaşamalarının sonucudur. İnsanlar sadece büyük topluluklar içerisinde değil küçük gruplar içerisinde de liderlere gereksinim duyarlar. İkiden fazla insanın olduğu her ortamda insanlar kendilerine bir lider seçme ihtiyacı hissederler ve böylece bazı insanlar lider olurken diğerleri toplumun üyesi olarak yaşamlarını sürdürürler.

Dini, askeri, siyasal ve sosyal liderler tarih boyunca var olmuş, toplumun ihtiyaç duyduğu zamanlarda ortaya çıkarak sorunlar çözmüşlerdir. Liderler bazen yaptıkları iyi şeylerle ile anılır ve yeni bir lider ortaya çıktığında eski popülerliklerini kaybederler. Bazen sonraki nesillerce geleceklerini sattıkları ve değerleriyle oynadıkları için nefretle anılırlar Bazen de yaptıkları ile sadece yaşadıkları döneme değil, geleceğe de damga vururlar. Yaptıklarının ve düşüncelerinin etkisi gelecekte de devam eder. Bu liderler tek bir alanda değil, pek çok alanda topluma liderlik ederler.

Davranış tarzlarına göre dört temel liderlik tipi ortaya çıkmaktadır:

1. Otokratik Lider: Otokratik liderlikte zorlama, tehdit ve güç kullanma vardır. Otokratik lider saldırgan ve baskılı bir kişiliğe sahiptir. Korku ve tehdit unsurunu kullanarak ve karakteri ile baskıda bulunarak etkin olmaktadır. Bu tip liderler sert mizaçlı ve baskın tiplerdir.

2. Demokratik ve Katılımcı Lider: Liderin egemenliğinin yasalara dayandığı ve liderin yönetme ve emretme işlevlerini akılcı kararlarla yaptığı bir liderlik biçimidir. Lider üyeler arasındaki ilişkileri teşvik etmekte ve desteklemektedir.

3. Tam Serbesti Tanıyan Lider: Grup üyelerini tamamen serbest bırakan, güçten uzak duran bir liderlik tarzıdır. Lider diğer grup üyeleriyle benzer bir rol üstlenmekte, kararın alınması ve amaçların tespit edilmesini üyeler yapmakta, lider grup dışından bilgi ve kaynak sağlama doğrultusunda gruba katkıda bulunmaktadır. Tümüyle oto kontrol sisteminin hakim olduğu ve çok fazla kullanılmayan bir liderlik tipidir.

4. Karizmatik Lider: Bu tip lider, liderlik yaptığı grup üyelerini arkasından sürükleyen, kararları bizzat kendisi alan ve söylemiş olduğu her söz emir olarak algılanan, hemen yerine getirilen kişidir.

Lider tiplerinden, otokratik liderler ve karizmatik liderler toplumlar için tehlikelidir, özellikle de eğitimsiz ve hakkını aramayan toplumlar için.

Bazıları yönetme gücünü yalnız kendilerinde görürler. Kendileri yönetmedikleri takdirde memleketlerinin batacağını sanırlar. Bu partide, cemaatte, vakıfta veya dernekte olur hiç fark etmez. Kendilerini ebedi yönetici sanan tutkulu insan kazandıklarını kaybetmekten korkar. Bu tipler bütün yolları kullanarak sürekli bulunduğu yapının başında kalmayı isterler.

Sahip olma dürtüsü insan ruhunda normal faaliyetler şeklinde duyumlar bulduğu sürece sorun yoktur. Lakin sayıları az olmayan bir kısım insanlarda istek ve ihtiras, ruhun diğer elementleriyle uyuşamaz. Bu takdirde çeşitli manevi kaygılar ve üzüntüler, aşağılık duyguları, güvensizlikler ve başarısızlık korkusu gelişir. Ve nihayet arzu, tatmin bulamadığı takdirde de ahlak aykırılıkları olur. Çatışmalar ve kötü koşullar altında rekabetler, kıskançlıklar, iftiralar, kinler ve baskılar; suçlar, çeşitli hilelere başvurmalar gibi anormal davranışlar ortaya çıkar.

Bu duyguların yöneticilerdeki yansıması ise, başında bulunup yönettiği her şeyin kendi malı olduğunu düşünmesidir. Bu kurumlar ve örgütler için olduğu kadar, ona itaat eden insanlar içinde geçerlidir. Yönetici, halkını ya da etrafına toplananları kendi malı gibi görmeye başladıysa onları kaybetmeye de asla dayanamaz. Kendisi dilediği kimseyi harcayabilir; bu, liderin büyüklüğünün bir ifadesi olarak kabul edilir. Ama kimse lideri terk edemez; buna hakkı yoktur. Bu tavır ilahlaşmanın ifadesidir. Çünkü tanrılar(:liderler) kullarını kaybetmeye, kulları tarafından terk edilmeye tahammül edemezler.

Grup liderlerine hak etmedikleri ölçülerde değer biçilmesi önemli bir sorundur. Dinî metinlerin bâtınî yorumuna kapı açılması sonu gelmez sapmalara kapı açar. Liderlerin söz ve yazılarına kutsallık atfedilmesi, ‘seçkin talebeler’in statü bulması, ‘lider sünneti’ne işlerlik kazandırılması, dinî liderliğin sorunlarından birkaçıdır. Liderin ölümünün ardından yaşanan şoklar mevcut ihtilafları körüklemekte ve liderler namına tasarlanan bazı fantezi fikirlerin revaç bulmasının önü açılmaktadır. Lideri okuma biçimlerine veya lidere yakınlığa göre de parçalanma çeşitlenip kaçınılmaz olmaktadır.

Kimlik inşası ve bunun muhafazası için dinî gruplar, verdiği eğitim-öğretimde ilkeleri merkeze almalıdır. İlkelerin ihmale uğradığı bu eğitim sürecinin yanı sıra, ‘iknâ iletişimini’ ilerletmek için mensuplar yoğun duygusal baskıların hedefi olmaktadırlar. Ateşli vaazlar, halay ve dansvarî gösteriler ve müzik bu duygusallığı sağlayan en uygun araçlardır. Kur’an ve Hz. Peygamberin örnekliğindeki dindarlık yerine cemaat dindarlığı vazedilmektedir. Liderin ikna usulleri, beyin yıkama usulleri, tefekkür ederek öğrenme sürecinden mensupları mahrum etmekte, sağlıklı dindarlık, dini bilgi ve bilincin önünü kapatmaktadır.

Siyasal baskılar dönemlerinde gerileme yaşayan dinî grupların liderliğinin mutlakçı bir kimliğe büründüğü gözlenmiştir. Ortak kimliğini sürdürmek ve ayakta kalmak için her şeyi yapma hakkına sahip olduğuna inanan grup şiddet kaynağına dönüşebilir ve buna meşruiyet sağlamak için dinî-ahlakî normlar üretir. Büyüsel inançlar (keramet, mehdi, gavs vb) yaygınlık kazanır. Olağanüstü ilahî lütuflarla sıkıntıların sona ereceği büyük bir beklentiye girilir. Hıristiyanî ve Yahudî tasavvurlar yerleşir.

Şu mühim soru ister istemez akıllara gelecektir: Öyleyse din, grup ve cemaatlerin elinden kurtarılmalı mı? İnsanları siyasi ve kültürel tecrübeleri, şimdiye kadar ayrılık ve gruplaşma doğurmuş olup bundan sonra da doğurmaya devam edecektir. Varoluşsal sorunları karşısında sadece rasyonel çözümlerle yetinmeyen insanoğlu, çeşit çeşit dinî çözümlerin peşinde gruplaşmayı sürdürecektir. Hayattan dini çekip almaya çalışan seküler ve modern ideolojilerin bıraktıkları boşluk, postmodernizmin sunduğu imkanlarla dinî gruplar tarafından eskisinden daha hızlı şekilde doldurulacaktır. Otoriter ya da buyurgan resmi din kurumları ve söylemleri karşısında sivil oluşumların çıkması kaçınılmazdır. Ayrıca dinî gruplaşma mevzubahis olunca istismar hep muhtemel olmuştur, bundan sonra da olacaktır. İstismarcı gruplarla mücadele de, eskiden olduğu gibi samimi müminlerce yine cemaat yapıları vasıtasıyla yapılacaktır.

Dinî liderin vefatının ardından bir “lider sünneti” anlayışı cemaate hakim kılınmaktadır. Onun gibi yeme, içme, yürüme, oturma, giyinme davranışları taklide başlanır. Daha sonra lidere dair yazılan menâkıb tarzı biyografiler taklidi hızlandırmaktadır. Tıpkı Hz. Peygamber’in yaşayışı ve hadisleri üzerinde olduğu gibi, büyük liderin arkasından onun her sözünü literal biçimde anlayan, her davranışını aynen uygulayan bir ahbârî/selefî cemaatçi kesim oluşmaktadır. Bir de taklidin bir zehir olduğunu söyleyen, liderin söz ve hareketlerinden genel ilkeler çıkartarak bugüne yansıtma yanlıları olan usûlîler/reyciler ortaya çıkmaktadır. Liderlerin arkasından dinî cemaatlerde yaşanan bölünmelerin en önemli nedenlerinden birisi de söz konusu farklı bakış açılarıdır. Ayrıca Bakınız: Hadisler Neden Dinin Kaynağı Olamaz?

Liderin rüyalarına büyük değer atfedilmektedir. Önemli kararlar onun istihâresine göre şekil alabilmektedir. Zaman zaman liderliklerin bazı sembolik dinî ritüeller vasıtasıyla kendisini güçlendirmeye çalıştığı gözlemlenir. Mesela Taliban lideri Molla Ömer, bin kadar din adamı önünde emîrü’l-müminîn seçilmesi vesilesiyle, Hz. Muhammed’in giydiği söylenen ve Afganistan’a 250 yıl önce getirilerek Kandehar’da şimdiye kadar sadece iki defa açılmış olan bir sandıkta muhafaza edilen cübbeyi giymiş, merasime katılan birçok seyirci bu tarihi hâdisenin coşkusundan bilincini yitirmişti.

Sağlıksız dinî liderliklerin teşhis edilmesi esasen hiç zor değildir. Etrafındakileri kendi malı gibi görmeye başlamıştır. Aşırı tutkulara sahip olmuştur. Büyük bir hırsla maddi zenginliğin yollarını aramakta, cemaat içinden kadınlarla evlilikler yapmaktadır. Bu şekildeki hezeyanlı ruhi bozukluklar refakat ediyorsa, durum cidden ağırlaşmış demektir. Ahmedîliğin kurucusu Mirza Gulam Ahmed’in hayat hikayesi tetkik edildiğinde söz konusu özelliklerin büyük kısmının onda mevcut olduğunu görürüz. Dürziyye’nin tanrılaştırdığı Fâtımî halifesi Hâkim bi-Emrillah’ın da ruh sağlığının iyi olmadığı bildirilmektedir. Yardımcısı Hamza b. Ali, onun dengesiz söz ve davranışlarını büyük bir ustalıkla, onun ilahî yönünün ya da “ilâhi olan” ile ilişkisinin tezahürleri olarak cemaat mensuplarına yansıtmayı başarmıştır.

Liderlerin putlaştırılması kendiliğinden gelişen bir olay değildir. Toplumlardaki güvenme, himaye, korku, geçim, rızık, rahat etme, kurtarıcı bekleme gibi ruh halleri toplumların liderlerini ilahlaştırmanın sebepleridir. Bunlara bir de kahramanlık, keramet, rüyalar ve menkıbeler eklenince dinsel(!) referanslarını bulmuş demektir. Bir toplum lideri putlaştırmaya hazırsa, liderde buna fırsat veriyorsa putlaştırma kaçınılmazdır. Liderler kitlelerin psikolojisini iyi bildiklerinden bireylerin zaaflarına hitap etmeyi iyi becerirler.

Bireysel ve toplumsal irade, bilinç ve dinin zayıfla(tıl)dığı yer ve zamanlarda din tüccarları çıktığı gibi, liderler de toplumları büyüleyerek arkalarından sürükleyebilirler. Tarih din adına veya yönetme adına böyle isimlerle doludur.

Yazar: Haydar ÖZTÜRK


Author

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Daha Fazlası