Dini Anlamada Metodoloji (Yöntem) Sorunu

0 60

Dini Anlamada Metodoloji (Yöntem) Sorunu

Dini Anlamada Metodoloji (Yöntem) Sorunu

Dini tartışmalarda önce ana sorunun nerede düğümlendiğini anlamak gerekir. Birçok kişinin zannettiğinin aksine esasen dini meselelerde sorunun özü metodolojik, yani felsefi bir sorundur.

Genellikle birçok kişi tarafından temel sorun, önce ezber, sonra da Arapça bilgisi olarak sunulmaya çalışılıyor. Şüphesiz dini konularda araştırma yaparken Arapça bilmek önemlidir. Yine Kur’an ayetlerini ezbere bilmek de konu ile ilgili tüm ayetleri hatırlayabilmek için işimizi kolaylaştıracak bir özelliktir. Ancak tüm bunlara rağmen temelde sorun metodoloji belirleme sorunudur. Bu da felsefenin ilgi alanındaki bir sorundur. Dini meseleleri sadece kelamcı, fıkıhçı, hadisçi, tefsirci ya da tasavvufçuların tekelinde görmek, hatalı bir yaklaşım olacaktır.

Ezber: Birçok kişinin dini meselelerdeki temel sorunu daha fazla ayet veya daha fazla hadis bilmek gibi ezberle ilgili bir soruna indirgemeye çalıştığı görülmektedir. Hatta bazı kişileri “Büyük âlim” olarak sunmaya çalışanlar, onların hadis hafızı olmalarıyla bu vasfı kazandıklarını söylemektedirler. Elbette mümkün olduğunca çok ayet ve hadis bilmek, dini konuları tartışırken avantajdır ama ufacık bir hafıza aparatına bütün ayet ve hadisleri yüklemenin ve bunları üzerinde taşımanın son derece kolay bir şey olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla önemli olan hafızada tutmak değil doğru bir yöntem ile bunları kullanmaktır. Kişi istediği zaman bilgisayarından tarayarak örneğin abdest veya köpek kelimesinin geçtiği hadisleri inceleyebilir, aklına gelmeyen hadisleri buradan bulabilir.

Dolayısıyla asıl önemli olan, hadislerin toplanması ve aktarılması gibi süreçlerin incelenmesi, rivayetlerin Kur’an’a uygunluklarının sorgulanması ve Kur’an’a uygun olmayan hadislerin dindeki otoritesinin ne olacağının belirlenmesidir. Bu ise metodolojiyle ilgili bir sorundur. Buradaki metodolojiden kastedilen şey sadece Hanbel’in, Buhari’nin, Müslim’in metodolojilerinin ne olduğunu ezbere bilmek değildir. Bazı hadisçi, fıkıhçı ve tefsirciler, onları ezbere bilmekle onlar hakkında değerlendirmede bulunabilmeyi birbiri ile karıştırıyorlar. Esas olan, ezbere bilmek değil, değerlendirerek varsa şayet tutarsızlıklarının ortaya konulabilmesidir. Metodolojileri değerlendirme ve kaynakların güvenilirliği ise felsefenin ilgi alanındaki bir konudur. Bu değerlendirmede esas olan şey tutarlılık ve epistemolojidir.

Arapça: Kur’an-ı Kerim’in orijinali ve Kur’an dışı kaynaklar Arapça olduğu için elbette Arapça bilmek çok önemlidir. Ama anadili Arapça olanların ehli rey ve ehli hadis, Şii, Sünni ya da Harici ve benzeri şekilde aralarında ayrıldıklarını unutmamak gerekir. Tüm bu ayrılıklarda gerçek sorunun çok az bir kısmı kelimelerin gerçek anlamının Arapçadaki karşılığının ne olduğuyla ilgilidir. Örneğin Haricilerin recmin (zina edenin taşlanarak öldürülmesi) İslam’da yeri olmadığını söylemelerinin sebebi Arapça bir kelimeye farklı anlam vermeleri değil, Kur’an’ın otoritesinin ne şekilde olacağıyla ilgili farklı metodolojik bir yaklaşım benimsemeleridir. Mutezile de ayrı bir Arapça lügate sahip değildi fakat aklın dinle ilişkisi gibi konulardaki metodolojik yaklaşımlarında yani felsefi açıdan diğerlerinden ayrılıyorlardı.

Metodoloji: Bugün İslam âlemindeki farklı görüşlerde en temel sorunlar hep metodolojik yaklaşımların farklılığından kaynaklanmaktadır. Örneğin IŞİD’in uygulamalarından biri olan mürtedin öldürülmesinin veya peygamberimizle alay edenin öldürülmesinin gerektiği ile ilgili hükümlerini ele alalım. Bu tip gruplar fıkıhta ve hadis literatüründe var olan malzemeden hareketle bu hükümleri veriyorlar. Buna karşı Kur’an’da mürtetlere atıf (Bakara Suresi 217, Maide Suresi 54) var ve hiçbir yerde mürtet olduğu için onların öldürülmeleri ile ilgili bir ayet yok. Yine ayetlerde incitici sözler söyleyen ve alay edenlere karşı sabretme var (Ali İmran Suresi 186), başka ayetlerde Allah’ın ayetleri ile alay edenlerin yanından uzaklaşma var (En’am Suresi 68) ama alay edenleri öldürme diye bir hüküm yok. Yani asıl sorun Kur’an ile hadis ve fıkıh arasındaki bu farklı gözüken ifadeler arasında kararın nasıl verileceği. Sorun ezberle ilgili değil. Söz konusu rivayetlerdeki malzemeye karşılık kimse “Kur’an’daki şu ayeti unuttunuz” veya “Benim hadis ezberimdeki şu hadis görüşleri değiştirdi” demiyor. Kimse de Kur’an’daki kelimelere farklı bir anlam verip “Kur’an’da mürtedi öldürme var” veya “Kur’an’da alay edeni öldürme var” diyemiyor. Veya kimse peygamberimizle alay eden Kab b. Eşref’in öldürülmesi hadisindeki şu kelimenin Arapçasını şöyle anlarsanız iş değişir diye iddiada bulunamıyor. Kısacası temel sorun metodolojiktir. Bu yüzden bu sorun özünde felsefi bir sorundur. Bugün ilahiyat camiasındaki en büyük sorun da genellikle tutarlı bir yaklaşımın olmayışı, hatta tutarlılık diye bir endişenin olmayışıdır. Bir gün camiasını mutlu etmek için son derece zayıf bir hadisle, bir gün halkı mutlu etmek için Kur’an’a da hadise de aykırı ama gelenekte mevcut bir inanç ve uygulamayla, Fransa suikastında Kab b. Eşref hadisini yok sayarak, Kur’an ile yani bir anlamda duruma ve kafalarına göre her seferinde birbiriyle çelişik metodolojilerle hüküm veriliyor. Çoğu zaman da doğru bir metodolojiye sahip olunmadığı ve çelişkili yaklaşımlarda bulunulduğu, hem kendileri hem de halk tarafından fark edilemiyor. Kısacası buradaki en büyük sorun metodolojiyle ve tutarlılıkla ilgilidir. Bu yüzden aynı zamanda felsefenin ilgi alanındaki bir sorundur.

Bugün ilahiyat camiasındaki en büyük sorun da genellikle tutarlı bir yaklaşımın olmayışı, hatta tutarlılık diye bir endişenin olmayışıdır. Bir gün camiasını mutlu etmek için son derece zayıf bir hadisle, bir gün halkı mutlu etmek için Kur’an’a da hadise de aykırı ama gelenekte mevcut bir inanç ve uygulamayla, Fransa suikastında Kab b. Eşref hadisini yok sayarak, Kur’an ile yani bir anlamda duruma ve kafalarına göre her seferinde birbiriyle çelişik metodolojilerle hüküm veriliyor. Çoğu zaman da doğru bir metodolojiye sahip olunmadığı ve çelişkili yaklaşımlarda bulunulduğu, hem kendileri hem de halk tarafından fark edilemiyor. Kısacası buradaki en büyük sorun metodolojiyle ve tutarlılıkla ilgilidir. Bu yüzden aynı zamanda felsefenin ilgi alanındaki bir sorundur.

Not: Bu yazı, Prof. Dr. Caner Taslaman’ın sosyal medya paylaşımından derlenmiştir.


Author

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Daha Fazlası